Gelecek Kaygısı ve Geç Kalmışlık Hissi: 20'li Yaşlarda Belirsizlikle Yaşamak
Instagram'da bir arkadaşınız yurt dışında yüksek lisansa başlamış. Bir diğeri ilk evini tutmuş, bir başkası girişim kurup yatırım almış. Siz ise gece ikide hâlâ hangi yolu seçseniz daha doğru olurdu diye düşünüyorsunuz. Yirmi üç yaşındasınız ve bir şekilde geç kaldığınızı hissediyorsunuz. Neye geç kaldığınızı tam olarak bilmeseniz de.
Gelecek kaygısı, 18 ile 25 yaş arasındaki danışanlarımın en sık getirdiği konuların başında geliyor. "Gelecek kaygısı nasıl geçer" sorusu da arama motorlarında epey sık soruluyor. Dürüst cevap belki biraz hayal kırıklığı yaratır. Belirsizliğe dair kaygı tamamen yok olmaz, çünkü belirsizliğin kendisi ortadan kalkmaz. Değişebilen şey, o belirsizlikle kurduğunuz ilişki. Kaygı birazcık geri çekildiğinde aynı soru hâlâ oradadır, yalnızca artık sizi yönetmiyordur.
Geç kalmışlık hissi ilginç bir yanılsamaya dayanır. Kafamızda görünmez bir takvim vardır: şu yaşta mezuniyet, şu yaşta iyi bir iş, sonra ilişki, ev, belki çocuk. Bu takvimi kimin yazdığını pek sorgulamayız. Ailenin beklentileri bir yana, sosyal medyanın özenle seçilmiş vitrinleri de üstüne eklenir. Türkiye'nin ekonomik iklimi ise ayrı bir ağırlık. Sonra kendi hayatımızı başkalarının en iyi kareleriyle karşılaştırırız. Karşılaştırma zaten baştan hileli, çünkü siz kendi kamera arkanızı biliyorsunuz, onlarınkini değil.
Bilişsel açıdan bakınca gelecek kaygısının belirgin bir düşünme biçimi var. Zihin geleceği, tek bir yanlış kararla her şeyin mahvolacağı bir sınav gibi kurgular. "Yanlış bölümü seçersem hayatım biter", "bu işi kabul etmezsem bir daha fırsat gelmez". Bilişsel davranışçı terapide felaketleştirme diye adlandırdığımız bu döngü kişiyi karar vermekten de alıkoyar. Karar verilmedikçe belirsizlik uzar, belirsizlik uzadıkça kaygı büyür. Kendi kendini besleyen bir çember işte.
Bir de kaçınma meselesi var. Kaygılı bir zihin çoğunlukla düşünmeyi eylem sanır. Saatlerce seçenekleri tartmak, ilan sitelerinde gezinmek, doğru zamanı beklemek bir şey yapıyormuş hissi verir ama aslında olduğu yerde sayar. Şema terapide kaçınma ve teslim olma dediğimiz başa çıkma biçimleri bu yaşlarda sıklıkla görünür hâle gelir. Kişi başarısız olma ihtimaline karşı hiç denememeyi seçer, sonra denemediği için geride kaldığını düşünür.
Terapide gelecek kaygısıyla çalışırken geleceği tahmin etmeye uğraşmıyoruz. Kimse edemez zaten. Çözüm odaklı yaklaşımda daha çok şunu soruyorum: belirsizliğe rağmen küçük bir adım attığınız son an ne zamandı, o adımı mümkün kılan neydi? Bu sorular kişinin elinde hâlihazırda olan kaynakları görünür kılar, ki yirmili yaşlarda insanın kendi kaynaklarını görmesi epey zordur. Bilişsel tarafta ise o görünmez takvimi masaya koyup satır satır okuyoruz. Hangi tarih sizin, hangisi başkasının?
Yirmili yaşlar hayatın provası değil. Nihai sınavı da değil. Belki en doğrusu bu yılları bir taslak gibi düşünmek. Taslakta karalama olur, silinmiş satırlar olur, sonradan eklenmiş notlar. Kimse bir taslağa bitmemiş olduğu için kızmaz.
İstanbul'da, Beşiktaş'taki çalışma odamda bu yaş grubundan danışanlarla yaptığımız görüşmelerin çoğu aynı cümleyle açılıyor: "Herkes bir yerlere varmış." Konuştukça ortaya çıkan tablo çoğunlukla başka. Kimse bir yere varmamış aslında. Herkes yolda, bazıları yalnızca fotoğraf çekmekte daha iyi.