Bazı şeyler bedende olur ama aslında zihinde başlar ve bunlar da erken boşalmanın psikolojik nedenleri kapsamında ele alınabilir… Erken boşalma da böyle bir mesele, çoğu erkeğin hayatının bir döneminde en azından bir kere karşılaştığı ama neredeyse hiç konuşmadığı bir konu. Konuşulmuyor çünkü kaygı ve utanç çok hızlı devreye giriyor, sanki bedenin kontrolsüzlüğü kişinin karakterine dair bir şey söylüyormuş gibi hissettiriyor. Oysa öyle değil.

Cinsel Danışmanlıkla Birlemiş Şema Terapi bu tarz meseleleri bambaşka bir yerden okur
. Sorunu bedende değil, öğrenilmiş örüntüde arar. Çocukluktan beri “acele etmek” bir hayatta kalma stratejisiyse, yani bir çocuk büyürken sürekli bir şeyi kaçırmamak, bir fırsatı yakalamak, bir onayı zamanında almak zorunda hissettiyse, bu acele hissi bedene de yerleşir. Yetişkinlikte cinsellik gibi yavaşlığın, güvenin, teslim olmanın gerektiği bir alanda bu eski örüntü tekrar sahneye çıkar. Beden, zihnin yıllardır pratik yaptığı şeyi yapar aslında. Acele eder, çünkü acele etmeyi öğrenmiştir.
İlginç olan şu, bu durumun kaygıyla ilişkisi genelde tersinden işliyor sanılıyor. Yani “kaygılı olduğu için erken boşalıyor” deniyor çoğunlukla. Ama bazen tam tersi de oluyor, kişi performans kaygısını erken boşalmadan sonra öğreniyor, ilk anda değil. Yani kaygı bazen sonuç, bazen sebep. Bu ayrımı yapmadan konuşmak, meseleyi olduğundan basit gösteriyor.
Partnerle ilişkinin niteliği de erken boşalmanın psikolojik nedenleri içinde sessizce devrede.
Bir kişi partneriyle ne kadar “yavaşlamaya izinli” hissediyorsa, bedeni de o kadar yavaşlamaya izin veriyor. Bazı ilişkilerde bu izin hiç oluşmuyor, çünkü ilişkinin kendisi zaten bir aceleyle kurulu, sanki her an bir şey kaybedilecekmiş gibi bir gerilim var. Bu gerilim cinsel alanda da kendini gösteriyor, sadece orada daha somut ve daha utandırıcı bir biçimde.

Şunu da eklemek lazım, bu konuda tıbbi nedenler elbette var ve bir ürolog değerlendirmesi bazen gerçekten gerekli. Ama bedensel bir açıklama bulunamadığında ya da bulunsa bile kaygı ve örüntü hâlâ devam ediyorsa, mesele artık bedenle değil zihinle konuşulması gereken bir yere geçmiş demektir.
Esas Soru
Asıl merak edilmesi gereken soru şu belki: bu acele, sadece yatak odasında mı yaşanıyor, yoksa kişinin hayatının başka köşelerinde de aynı hız, aynı sabırsızlık, aynı “bitirmeden rahatlayamama” hâli var mı? Cevap çoğu zaman ikincisi, ve fark edildiği an bambaşka bir konuşma başlıyor.



İşte sizden umduğum içerik buydu. Cinsel Terapi alanında yazılar daha fazla üretmelisiniz.