cinsel danışmanlık performans kaygısı birlikte sık sık görülür. M. Bey, otuzlu yaşlarının ortasında, kariyerinde belirli bir istikrara ulaşmış bir danışandı. Görüşmeye geldiğinde anlattığı şey aslında oldukça yaygın bir şeydi, ama kendisi bunu hiç bu kadar açık söylememişti daha önce kimseye: ilişkisinde cinsel yakınlık anlarında beklenmedik bir kaygı yaşıyordu, bu kaygı bazen performansına dair düşüncelere dönüşüyor, bazen de tamamen geri çekilmeye neden oluyordu. Kendi ifadesiyle "kafamdaki ses beni izliyor" diyordu, sanki o anın içinde değil de dışarıdan kendini seyreden biri gibi hissediyordu.
İlk görüşmelerde M. Bey'in bu durumu uzun süredir taşıdığı, ama hiç kimseyle konuşmadığı ortaya çıktı. Partneriyle iletişimi genel olarak iyiydi, çatışmaları azdı, ama bu konuya gelince ikisi de bir tür sessiz anlaşmayla konuyu es geçiyorlardı. Bu sessizlik, zamanla kendi başına bir yük haline gelmişti. M. Bey'in anlattıkları arasında, gençlik döneminde cinsellikle ilgili edindiği bazı katı ve yargılayıcı mesajlar da vardı; bunlar doğrudan bir travma değildi belki, ama bugünkü kaygının zeminini hazırlayan örüntülerden biri gibi duruyordu.

Süreç, M. Bey'in bu düşünce örüntülerini fark etmesiyle başladı. Bilişsel davranışçı çerçevede, o anki düşüncelerin bedensel tepkiyi nasıl beslediğini, kaygının aslında bir kısır döngü kurduğunu birlikte haritaladık. Şema terapi bakış açısından ise, "yeterince iyi olmama" temalı erken dönem inancının bu alana nasıl sızdığını konuştuk. Burada amaç bir tanı koymak ya da bir eksiklik bulmak değildi, M. Bey'in kendi iç sesini fark etmesi ve bu sesle farklı bir ilişki kurmasıydı.
İlerleyen görüşmelerde partneriyle iletişim konusuna da yer açıldı. M. Bey'in en çok zorlandığı şeylerden biri, bu konuyu partneriyle konuşmanın kendisini daha kırılgan hissettireceği düşüncesiydi. Kısmen doğruydu da, çünkü kırılganlık gerçekten oradaydı. Ama süreç ilerledikçe, bu kırılganlığın paylaşılmasının aslında ilişkiyi zayıflatmadığını, tam tersine bir yakınlaşma noktası yarattığını kendi deneyimiyle görmeye başladı.
Birkaç ay süren çalışmanın sonunda M. Bey, kaygıyla kurduğu ilişkinin değiştiğini söylüyordu. Kaygı tamamen ortadan kalkmamıştı, zaten hedef bu değildi, ama artık onu felç eden bir şey olmaktan çıkmış, zaman zaman fark edip yönetebildiği bir sinyale dönüşmüştü. Partneriyle aralarında bu konuyu konuşabilecekleri bir dil oluşmuştu. M. Bey'in kendi cümlesiyle söylersek, "artık kafamdaki sesi susturmaya çalışmıyorum, ona bir şey söylüyorum ve devam ediyorum."



